Forum27 - Türkiye'nin En Büyük Forumu
 

Go Back   Forum27 - Türkiye'nin En Büyük Forumu > Genel Kültür > İslam Dünyası

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 19 August 2009, 13:08
sevqi emektir.. emekSe vazqeçmiCek kDr ama.. özqür ßırakaCak kDr sevmektir..
 
Kayıt Tarihi: 7 May 2009
Mesajlar: 13,636
Konular:
Aldığı Beğeni: 0 xx
Beğendiği Mesajlar: 0 xx
Standart MÜrŞİt-İ kamİl

Mürside Intisab
Intisap, Kur'an ve sünnette anlatilan, övülen ve tesvik edilen biat etme amelinin kapsami içindedir. Ne var ki, biat da intisap da çogu müslümanlarin gündeminden tamamen çikmis bulunuyor.
Bazilari art niyetliler bu kavramlari çesitli çikarlarina alet etmis, bazilari da aslini ögrenmeden yanlis görüntü ve bilgilere aldanip inkâra kalkmistir Intisabin dinimizde önemli bir yeri vardir. Mesele dinin ihyasi, insanin islahidir. Bu vazife, her devirde usulüne uygun olarak yerine getirilmelidir.
Intisap ya da biat... Isin adina degil, aslina bakilmalidir. Bir farzi yerine getirmeye yardimci olan seyler de farz hükmünde olur. Inkârdan sakinmak, kibirden kurtulmak, ilahî emirleri ihlasla yerine getirmek, haramdan kaçmak, güzel ahlâkli olmak her müslüman için farzdir. Tasavvuf, bu farzlari yerine getirmeyi hedeflemis bir terbiye okuludur. Intisap, iste bu okula kaydolmaktir. Intisap, hakkin ipine sarilmaktir. Intisap, cemaat olmaktir. Intisap hak yolunda bir rehbere baglanmaktir. Intisap, Allah dostuyla Allah yolunda gitmek için akid yapmaktir. Intisap, terbiye görmüs bir kâmilin terbiyesine girmektir. Intisap, veliler kervanina katilmak ve nurlu silsileye tutunmaktir. Intisap, kâmil mürsitle manevi bag kurmak ve onunla Allah için dost olmaktir.
Biat ve intisap isinde asil olarak iki taraf vardir; birisi Allahu Tealâ, digeri de, kul. Mürsidin yaptigi is, kulun Allah'a giden yolunu açmak, bu yolda ona sahitlik yapmak ve delil olmaktir. Intisaptan gaye mürsid degil, Allahu Tealâdir. Tasavvuftaki intisaba, "inâbe", "el alma", "el verme", "tevbe etme" de denir. bütün bunlar ayni seydir. Bir hak talibi müridin, mürsidine sadik ve bagli kalacagina, Allah için, Allah yolunda onun terbiyesine teslim olacagina, haramlardan kaçip helal ve hayirlara sarilacagina, günahlardan tevbe edip bir daha yapmayacagina dair söz vermesine ve buna Allah'i, Rasulünü ve mürsid-i kâmili sahit tutmasina intisap denir. Intisabin Kur'an ve Sünnet'ten delili çoktur. Rasulullah (A.S.), Allah'in birligini kabulden sonra, ashabiyla tek tek ve toplu halde takva, ibadet, güzel ahlâk, cihad ve hizmet için pek çok sözlesme yapmistir. Buna biat denir. Bu biat uygulamasi sonraki devirlerde devlet idarecileri ve maneviyat önderleri için birer örnek olmustur.
Kur'an'da biat Cenab-i Hak Kur'an-i Hakim'de biati degisik ayetlerde zikrederek, sekil ve hedefini söyle belirtmistir: "Rasulüm! Sana biat edenler hiç süphesiz Allah'a biat etmektedirler. Allah'in eli onlarin ellerinin üzerindedir. Kim yaptigi ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmus olur. Kim de Allah ile yaptigi ahdine vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükafat verecektir." (Fetih/10) "Ey Peygamber! Mü'min kadinlar, seninle biat etmeye geldikleri zaman, biatlarini kabul et ve onlar için Allah'dan magfiret dile. Süphesiz Allah, çok bagislayandir, çok esirgeyendir." (Mümtehine/12) (Sünnet'teki biat sekillerini, "Mürsid-i Kâmile Intisabin Sekli ve Gayesi" adli eserimizde genisçe islemistik. Delil ve örnekler için oraya bakilmalidir.)
Mürside intisabin sekli Biat ve intisabin özü, kalbin teslimiyeti ve saglam niyettir. Sekiller alamettir, gaye degildir. Ancak bunun zahiren bir usul ve adabi vardir. Bu konuda intisabin delili olan hadislerden çikaracagimiz usuller sunlardir: Rasulullah (A.S.), Allahu Tealâ'nin Rasulü ve halifesi olarak, erkek-kadin bütün insanlarin Peygamberi ve rehberi oldugu gibi, O'na vâris olan kâmil mürsidler, rabbanî alimler de bütün beseriyetin irsad ve islahini hedef almalidir. Mürsid-i kâmil hiçbir ayirim yapmadan herkese ve her kesime ilâhî daveti, iman, ihlas, takva ve güzel ahlâki teblig etmekle memurdur. Mürsid-i kâmil, kendisine intisab edecek erkeklerle elele tutarak veya sözlü bir sekilde bu intisabi gerçeklestirebilir. Kadinlar mürsid-i kâmile intisaplarini sözlü olarak, bir perde veya kapi arkasindan yapmalidirlar. Kâmil mürsid, Rasullullah (A.S.) Efendimiz'in yaptigi gibi bir ucundan kendisi, diger ucundan da tevbe ve intisap edecek kimselerin tutacagi sekilde bir bez veya sarik uzatarak tevbe ettirip, intisab yaptirabilir. Bu, özellikle tevbe ve intisap edeceklerin çok kalabalik veya vaktin çok dar oldugu zamanlarda yapilir.
Ayrica, mürsid-i kâmil, bir erkek veya kadini tevbe ve intisab yaptirma hususunda kendisine vekil olarak görevlendirebilir. Vekilin yapacagi, intisabi tarif etmek ve vekili bulundugu zata irsad isinde yardimci olmaktir. Hz. Rasulullah (A.S.)'in Hz. Ömer'i ve Hz. Umeyme'yi (R.A.) görevlendirmesi gibi. Mahremi olmayan bir kadinin elini, onu tehlikeden kurtarmak ve zaruri tedavi gibi dinen müsaade edilen bir mazeret yokken tutup musafaha etmek, hayir gibi gözüken bir is için de olsa caiz degildir.
Bu, Sünnet'e uygun olmadigi gibi, yapana hayir da getirmez. Allame Esref Ali Tanevî (Rh.A.) bu konuda su tesbitleri yapmistir: "Bazi bilgisiz veya dikkatsiz kimseler, kadinlardan el ele biat aliyorlar. Bu kesinlikle caiz degildir. Yabanci kadinin tenine zaruretsiz el dokundurmak günahtir. Hadiste, bu amelin batil ve haram oldugu belirtilmistir. Peygamber Efendimiz (A.S.)'dan daha müttaki ve iffetli kim olabilir? Kadinlardan biat alma konusunda Peygamber Efendimiz'in bu kadar çok dikkat etmesine ragmen, hiçbir mürsidin kendisini baba veya melek gibi görerek, sorumsuz ve hayasiz bir sekilde kadinlarla biat etmesi dogru degildir.
Biatin anlami söz vermektir. Bunun sözle olmasi yeterlidir. Son devirlerde bazi mürsidler, baglanmayi kuvvetlendirmek ve halkin kalbini teskin için, bir kumas parçasinin bir ucunu kendisi tutup, diger ucunu intisap edecek kimseye uzatarak intisap yaptirmaktadirlar. Bunun hiç bir zarari yoktur. Ayrica erkekler içinde zaruret halinde veya zaruret olmadan sözlü biat yeterli olabilir.
Bunun da hiçbir sakincasi yoktur. Fakat elle biat yapmak, biatin en çok alisilan seklidir ve erkekler için bu hususta hiçbir mani yoktur. Hatta elle yapilmasi, biatin zahirî ve batinî manasini içinde bulundurdugu için daha evlâdir." Intisabin gerekleri Intisap eden kimseye lazim olan ilk sey ihlastir. Ihlas, isini, ibadetini, hizmetini Allah'in rizasi için yapmaktir. Intisap kâmil mürside yapilmalidir. Bu mürsid, Hz. Peygamber (A.S.)'a kadar uzanan bir silsileye sahip bulunmalidir. Irsad izni olmayan ve silsilesi bulunmayan kimseye yanasmamalidir.
Intisap edilen kâmil mürsidi Allah için sevmek, bu yolda ona güvenmek, onun bu iste mahir oldugunu bilip kendisine itimat etmek, terbiye ve terakki için sarttir. Intisap, itaat ve samimiyet ister. Yolun gereklerini, mürsidin emir ve tavsiye ettigi vazifeleri gücünce yerine getirmeyen kimse, intisabinda samimi degildir. Intisabi sahih ve saglam hale getirmek için mürsitle ayni yolu, ayni ameli ve ayni hali bir derece paylasmalidir. Intisap ölene kadar samimiyetle korunmalidir. Kâmil mürsidi Allah için seven ve elinden tutan kimse, bu sevgiyi ve beraberligi hayatin her döneminde, aci-tatli hallerinde muhafaza etmelidir. Intisabin meyveleri Bir mürside intisap eden kimseyi, mürsidi Allah'in bir emaneti olarak görür; sever, terbiye halkasina alir. Sadik mürid, mürsidin manevi evladi olur, onun ailesinden sayilir.
Bu sayede bütün silsilenin bereketine kavusur, manevi mirasina konmus olur, feyizlerinden nasiplenir. Insan sevdigi ve tabi oldugu kimselerle hasrolur. Kiyamet günü Allahu Tealâ herkesi imami ile birlikte huzuruna çagirir. Kâmil mürside tabi olan kimse mürsidi ve onun bagli oldugu veliler ordusuyla birlikte mahsere gelir. Veliler, kendilerine verilen sefaat yetkisini önce tanidiklarina kullanirlar. Intisap eden kimse bir cemaatin içine katilmis olur. Bu cemaat dua, göz yasi, zikir ve tavsiye ile Allah yolunda birbirlerini desteklerler. Seytana karsi siper olurlar. Cemaat halinde yapilan hayirli amellerin sevabina bütün cemaat ortaktir. Bir kâmil mürsidin dualari içinde anilmak, onun yapmis oldugu zikir, amel ve hizmetlerden bir hisse almak mürid için en büyük kazançtir. Dilaver Selvi
Mürsidi Olamayanın Mürşidi Seytan mı?
Tasavvuf ve manevi terbiyeden kaçanlar, meshur bir sözle uyarilirlar: "Mürsidi olmayanin mürsidi seytandir." Büyük veli Beyazid-i Bistamî (K.S.)'ye ait bu söz, dogrusu hassas bir konuya isaret ediyor. Öyle ya; eger bu ifade dinî bir delile dayaniyorsa, gerçek bir mürsidin talebesi olmayan herkesin durumu yeniden gözden geçirilmeye muhtaç.... Eger bir tecrübe ve gözleme dayaniyorsa, tecrübe bir ilimdir, ve bir hakikat payi aranmasi gerekir.
Bu sık kullanilan ifade, "bir mürsidin elinden tutanlar seytanin elinden kurtulmus mu oldular? Biz öyle seyhleri gördük ki, seytani hiç aratmiyorlar! Hem iyi de olsa seyh bir peygamber mi ki, ona uymayanlar iflâh olmasin? Biz Kur'an ve Sünnet'ten baskasina uymayiz" itiraziyla karsilanagelmistir. Bu meselenin iç yüzünü incelemek için süphesiz en dogru yol, konuyu yanilmaz iki sahidin, yani Kur'an ve Sünnet'in ölçülerine göre ele almak... Önce sunu belirtelim ki tasavvuf ehli, mürsid deyince gerçekten kendisine uyulmaya layik bir Allah dostunu kasdederler. Gerçek mürsid alimdir, ariftir, takva ve edebte zirvedir, nur ve feyiz sahibidir.
Ayrica insan terbiyesinde ehliyetli ve irsad isinde izinlidir. Hz. Peygamber (A.S.)'in vârisidir. Çünkü kendisi terbiye olmamis bir kimsenin baskasini terbiye edemeyecegi açiktir. Ikinci olarak, mürsid deyince tek bir insan degil, o insaninin etrafinda toplanmis, gönlünü ve yönünü Allah'a çevirmis bir cemaat akla gelmelidir. Çünkü gerçek mürsid, takva yolunda bir imamdir ve kendisine uyanlar için emin bir rehberdir. Böyle bir mürsidin elinden tutan kimse, ayni zamanda birçok mümin kardesiyle Allah yolunda el ele tutmus demektir. Seytana karsi bu ne büyük bir kuvvet ve ne saglam bir siperdir! Kâmil mürsidden kaçmak, böyle bir cematten uzaklasmak ve dini yalniz basina yasamaya çalismak demektir. Bu ise ne kadar zevksiz bir is ve desteksiz bir gidistir!
Tasavvuf, topluca tevbe etmek, birlikte zikretmek, seytanlara karsi birlesmek, hak için birbirini desteklemek ve cemaat halinde Allah yolunda yürümektir. Kur'an'in ve Rasulullah'in uyarilari "Mürsidi olmayanin mürsidi seytandir" sözü, Hz. Kur'an'a aykiri degildir; aksine birçok ayet tarafindan desteklenmektedir. Çünkü, tek basina kalan bir kimesenin insan ve cin seytanlarina yem olacagina Kur'an'daki pek çok ayet isaret etmektedir. Allahu Tealâ, kendi yolunda topluca hareket etmemizi emrediyor. Parçalanmayi, dagilmayi, tek basina kalmayi yasakliyor (Al-i Imran/102-103). Bunun, düsmanlar karsisinda zayiflik ve maglubiyet sebebi olacagini belirtiyor (Enfal/46). Cenab-i Hak hepimizi gerçek takvaya çagiriyor ve bunun için sadik kullarla beraber olmamizi istiyor (Tevbe/119). Allah'in zikrinden kaçanlarin seytanin kucagina düstügünü de Kur'an-i Kerim söyle ifade ediyor: "Her kim Rahman olan Allah'in zikrinden gafil kalirsa, biz ona bir seytan musallat ederiz; o seytan ondan hiç ayrilmaz. Bu seytanlar onlari dogru yoldan alikoyarlar, onlar ise kendilerinin dogru yolda olduklarini sanirlar." (Zuhruf/36-37) "Rehberi olmayanin, tek basina kalanin rehberi seytandir" sözü, bir çok hadis-i serifin ortak manasini da ifade etmektedir.
Söyle ki, Rasulullah (A.S.) Efendimiz, seytanin insan kurdu oldugunu, herkese pusu kurdugunu ve cemaattan ayrilan, tek basina kalan kimseyi kolayca yuttugunu haber veriyor. Iste Rahmet Peygamberi'nin uyarilari: "Seytan insan kurdudur; sürüden ayrilan, tek basina kalan koyunu dagdaki kurt nasil kaparsa, cemaatten ayrilan kimseyi de seytan öylece kapar." (Ahmed, Tabaranî) "Sizin cemaat halinde bulunmaniz gerekir. Ayriliktan, tek basina kalmaktan sakinin. Süphesiz seytan tek basina kalanla beraberdir. O, (Allah için beraber olan) iki kisiden uzak durur." (Tirmizî, Ahmed, Hakim) "Süphesiz Allahu Tealâ, ümmetimi sapik fikir ve fitne üzerinde bir araya getirmez. Allah'in eli (rahmet ve destegi) cemaatin üzerindedir.
Kim cemaattan ayrilirsa atese düser." (Tirmizî, Tabaranî) Bu mealdeki hadislerin ortak manasi ve uyarisi sudur: Dini tek basina yasamaya kalkmayin. Allah yolunda birlik olun, alimlere uyun, takva üzere giden cemaata simsiki yapisin. Tek basina kalanin kalbini seytan sarar, yolundan alikoyar ve kolayca zarara sokar. Bu düsmana karsi birlik kalesine girin, Allah sevgisini siper edinin ve ölene kadar böyle gidin. Emniyetiniz budur. Su halde "basinda bir rehberi olmayanin rehberi seytandir" sözü Kur'an ve Sünnet'e aykiri degildir. Tecrübeler de onu desteklemektedir. Bir üstada gitmeden, alim bir rehberi bulunmadan, peygamberlerden baska kâmil olan kimse yoktur. Maddi sanat ve fenlerde de durum aynidir. Basinda bir usta olmadan hiçbir çirak, kolay kolay usta olamaz. Arifler demislerdir ki: "Kendi basina büyüyen agaç yaprak açar, fakat meyve vermez. Verse de meyvesi yenmez. Bir edeb ehlini görmeyen gerçek edeb nedir bilmez. Bildikleri de kendisine yetmez." Kur'an ve Sünnet'i rehberle yasamak Bazilari, "Biz Kur'an ve sünnete uyduktan sonra niye sapitalim ki? Bizim emniyetimiz mürside degil, Kur'an ve Sünnet'e uymaktir.
Mürside ve müridlerine lazim olan da bu degil mi?" diye soruyorlar. Evet, hepimiz içimiz ve disimizla ilahi hükümlere uymakla mükellefiz. Kâmil mürsidlerin bundan baska bir hedefi yoktur. Bütün mesele, her durumda Kur'an ve Sünnet çizgisinde giden Allah adami olabilmektir. Buna ihsan makaminda kulluk denir. Acaba bunun en güzel yolu nedir? Sadece okumak mi, yoksa yolu bilene uymak mi? Mesafesi uzun, engelleri çok, tehlikeleri fazla, her yani gizli düsmanlarla çevrili bir yolu, sadece tarifle mi gitmek emniyetlidir, yoksa yolu bilen bir rehberle mi? Bu yol, insanin benligini asip hakikatina ulasma yoludur. Bu yoldaki en büyük engel insanin nefsidir. Bu yol, Alemlerin Rabbi'ne gerçekten kul olma yoludur. Onun etrafi düsmanlarla doludur. Yalniz gidilmez, yol çok uzundur. Seytandan yakayi siyirmak mümkün mü? Kur'an-i Hakim bildiriyor ki, seytan, ölene kadar hiç kimseden elini çekmez, ümidini kesmez, Bunun için yemini vardir (Sa'd/80-83). O peygamberlere bile hile yapmak ister, ancak Allah'in nuru onu engeller (Hac/52). Kâmil mürsidler seytanin bas düsmanidir; onlara yanasmak ister, karsisinda yine ilahi nuru bulur; siner, kaçar. Çünkü, onlar Alemlerin Rabbi'ne teslim olmuslardir.
O da onlari özel himayesine almistir (Nahl/99, Isra/65). Seytanin serrinden peygamberler ve veliler ancak Allah'in yardimiyla emin oldular. Yolu bir kere Mekke'ye, bes defa tekkeye ugrayan bir müslüman ondan kurtuldugunu nasil düsünebilir? Mürid, Allah'a yönelen kimse demektir. Seytan en fazla bu kimselerle ugrasir. Bunun için her yolu dener. En iyi yaptigi is vesvese vermektir. Açikça günaha sokamadigi müridi, yaptigi hayirli amelleri ile azdirmaya çalisir. Ancak, mürsidine ve cemaatine bagli sadik bir müridin bir tane seytani varsa, binlerce dostu ve yardimcisi mevcuttur.
Onlarin bereketiyle hastaligini anlar, ilacina kosar. Ancak, kalbini degil cebini düsünen, din degil dünya derdine düsen, niyeti sakat oldugu halde sadik görünen kimseler, seytanin maskarasi, müslümanlarin yüzkarasidir. Bunlar mürsid degil seytandir, mürid degil, münafiktir. Ve onlar bizim konumuz disindadir. Tek basina hakikati arayan kimse yorulur, çogu zaman seytanin oyuncagi olur. Seytan bu insana açiktan günah isletemez ise, yaptigi hayirlara yönelir. Bu yolla mümini zarara sokmaya çalisir, bunu da genelde basarir. Seytan ilim sahiplerine daha çok gizli günahlari isletir. Onu gösteris, kin, kibir, hased, gaflet, esyaya asiri muhabbet, makam hirsi, kendini begenme, ameli ile övünme, insanlari küçük görme gibi tesbiti güç, tedavisi zor günahlara daldirir. Basinda bir mürsidi, çevresinde kendisini uyaracak kardesleri olmayan kimse, asil halini anlamadan ve bir çaresine bakamadan ölür gider. Sonuçta insan aglar, seytan güler.
Mürsit Ile Tevbeye Mecburmuyuz
Bir mümin, diger mümin kardesine: "Gel, bir Allah dostunun elinde tevbe et, istikamet bul." diye tavsiyede bulundugunda bazilari bu daveti hos görmekte. Bazilari ise: "Ben tek basima tevbe edemez miyim? Tevbe için baskasina ne hacet? Tevbe için tekkeye-Mekke'ye gitmenin ne geregi var? Ayrica mürsidle tevbe dinde var mi? Allah ile kul arasina kimse giremez." diye itiraz ve tenkitte bulunmaktalar. Ilk bakista çok makul gözüken bu itiraz ve tenkit gerçekte ne kadar hakli?... Bir mürsidle tevbeye davet eden kimsenin davet ettigi mürsid kâmil ve kendisi de samimi ise, bu davetiyle sevap kazanir. Davetine uyan ve tevbe edip istikamet bulan kimsenin isledigi hayirlardan bir hisse de kendisi alir. Itiraz ve tenkid edenin ise ona bir zarari olmaz. Böyle bir daveti kabul etmeyenlerin bir kismi mazur, bir kismi sorumlu olurlar. Mazur olan kimse, tevbe etmeye karsi çikmaz, tevbenin farz oldugunu bilir. Allah dostlarini sever, sevilmesi gerektigini söyler ve onlarla beraber olmayi ister. Fakat bu zamanda gerçek mürsid kalmadi diye daveti ihtiyatla karsilar.
Bu kimsenin imandan degil, ihsandan zarari vardir. Yani kâmil mürsidle elde edecegi büyük menfaatlari farkedemedigi için birçok hayirdan mahrum kalir. Ancak güzel niyeti ve edebinin kendisini bir gün o cevherle bulusturmasi umulur. Sorumlu olan kimse ise ya cahil, ya da bilen birisidir. Cahil kimse, dinde olan bir seye yok demekle veya hayri ser, serri hayir görmekle mesul olur. Bilenin ise benlik ve kibri kalbini öldürür. Bu kimse yalnizca kendi bildigini hak görür, baskasina hak vermez. Önüne konan ayeti kendince yorumlar, hadisi inkara gider, alimlerin sözlerini küçümser, hep ben bilirim der ve hayra yönelen kimsenin yolunu keser. Bundan dolayi mesuldür. Istigfar ve tevbe ayni sey degil Önce sunu belirtelim ki, hepimiz Yüce Allah'a istigfar ve tevbe etmekle mükellefiz. Ikisi de farzdir. Istigfar, Allahu Tealâ'dan affini istemek, bagislanmayi istirham etmektir.
Bu dil ile yapilir, sonuç Allah'a birakilir. Tevbe ise degismektir. Tevbe, ölü kalbi diriltmektir. Tevbe, bozuk hali ve kötü arkadasi terketmektir. Tevbe, kötülüklere iyilik diye sarilmis nefsi islah etmektir. Tevbe, özü, sözü ve her yönüyle Allah'a dönmektir. Tevbe, nefis, seytan ve kötü sartlarla mücadele etmektir. Tevbe, Yüce Allah'in sevecegi bir hale gelmektir. Bu ise hem dilin, hem kalbin, hem de bedenin isidir. Istigfar tek basina yapilabilir, fakat tek basina tevbe yapmak ve o tevbeyi korumak dünyanin en zor isidir. Bunun için Yüce Rabbimiz: "Ey iman edenler!
Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki, kurtulusa eresiniz." (Nûr/31) uyarisinda bulunmustur. Ayrica Allahu Tealâ takvaya ulasmak ve güzel edebi korumak için yardimlasmamizi (Maide/2), kendi yolunda toplu halde, birlik ve dirlik içinde olmamizi istiyor. (Âl-i Imran/102-103) Takvaya ulasmak ve istikameti korumak için sadik kullari ile beraber olmamizin gerektigini belirtiyor. (Tevbe/119) Tevbe, ancak cemaatle kolay Mürsid deyince cemaat akla gelir. Mürsid-i kâmilin imam oldugu cemaatin niyeti ve hedefi dinin ihyasi ve Allah'in rizasidir. 'Gel mürsid elinde tevbe et!' demek, 'gel seytana karsi cemaat kalesine gir, nefsin hücumuna karsi müminleri siper et, onlarin dua ve sevgisi ile kendini koruma altina al, Allah yolunda kardeslerinle kuvvetlen, daginiklik ve yalnizliktan kurtul!' demektir. Müminlerin en temel isi, günahlardan temizlenmektir. Bu ortak bir vazifedir. Efendimiz (A.S.) bu vazifemizi su temsille belirtiyor: "Müminler, iki el gibi devamli birbirlerini temizlerler." (Zebidî, Ithafu's-Sâde) Ayrica, hadis-i seriflerde Allah yolunda birlik ve dirlgin insani nasil dirilttigi, yalniz kalanin ise nasil felakete gittigi söyle anlatilmistir: "Sizin cemaat halinde olmaniz gerekir.
Ayrilip tek basina kalmaktan sakinin. Süphesiz seytan, tek kalanla beraberdir (onu kolayca etkileyip, kalbine vesvese verir). Iki kisiden ise çok uzak durur. Kim iman selâmeti ile ölüp cennetin tam ortasinda olmak istiyorsa, cemaate yapissin. Kimi iyilikler sevindiriyor, kötülükler üzüyorsa, o gerçek bir mümindir." (Tirmizî, Ahmed, Hakim) "Süphesiz Allahu Tealâ, ümmetimi dalâlet (sapik fikir ve fitne) üzerinde bir araya getirmez. Allah'in eli (rahmet ve destegi) cemaatle birliktedir. Kim cemaatten ayrilirsa atese gider." (Tirmizî, Tabaranî) "Hiç süphesiz seytan, cemaatten ayrilan kimseyle beraberdir. Onun içine yerlesip, istedigi yola çeker." (Beyhakî,Tabaranî) "Süphesiz müminlerin birbirlerine yaptiklari dualar onlari destekler." (Ahmed, Darimî) Günah çikarma hezeyani ve mürsidle tevbe Allahu Tealâ'dan baska kimseye el açilip 'günahimi affet' denmez.
Peygamberler dahil, kimsenin böyle bir yetkisi ve görevi yoktur. Eger bir kimsenin sahsina karsi bir kusur islemissek kendisinden özür dileriz, bizi affetmesini istirham ederiz. Bu sahisla ilgili bir hak oldugu için böyle yapilir. Bunun ötesinde hiç kimsenin Allah'a karsi yapilan kusurlari affetme, temizleme görevi ve yetkisi yoktur. Ancak, günahkâr bir insanin tevbesine yardimci olmak vardir. Bu yardim, günaha düseni uyarmak, giyabinda hayir dua etmek, onun için Allah'a istigfar ve gözyasi dökmek seklinde olur.
Cenab-i Hak, günahla nefsine zulmeden kullarina en güzel tevbe seklini söyle tarif etmistir: "Eger onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bagislanmayi dileseler, Rasul de onlar için istigfar etseydi, Allah'i ziyadesiyle affedici ve esirgeyici bulurlardi." (Nisa/64) Demek ki ümmet için en hayirli tevbe, Allah'in Habibi Hz. Peygamber'in (A.S.) huzurunda yapilan, onun da sahitlik yaptigi, ayrica dua ve istigfarla destekledigi tevbedir. Büyük müfessir Fahruddin Razi (Rh.A.) bu ayetin tefsirinde der ki: "Hz. Peygamber ile birlikte yapilan tevbenin bir faydasi da, tevbe yapanin istigfarindaki gaflet ve kusurlarinin Hz. Peygamber'in istigfari ile giderilmesi ve ilâhî huzura sahih ve saglam bir tevbe olarak ulasmasidir.
Çünkü kendileri için istigfar eden Peygamber'i Allahu Tealâ seçmis, onu vahyi ile sereflendirmis, kendisi ile kullari arasinda bir elçi yapmistir. Bundan dolayi, onun sefaat ve vesilesiyle huzuruna gelen bir seyi geri çevirmemektedir." (Tefsir-i Kebir) Bugün yeryüzünde Allahu Tealâ'nin sahidi ve halifesi sifatini tasiyan, Rasulullah'in (A.S.) vârisi ve ümmetinin terbiyecisi olan kâmil mürsidler de, ümmetle yaptiklari tevbe ve istigfarda Efendimiz'in ayette anlatilan sifatini temsil etmektedir.
Kâmil mürsidler, kullarin Allah Tealâ'ya yönelislerine sahid olmakta, tevbelerinin kabulü için ayrica yüce huzurda yalvarmaktadirlar. Kâmil mürsidler naz makaminda niyaz ettikleri için, onlarla birlikte yapilan tevbeler Allah katinda daha sevimli ve daha temiz bir amel olarak kabul görmektedir. Bir Allah dostunu sahit tutarak yapilan tevbede, tevazu ve yakaran kalp vardir. Bu durumda insan, kibrini kirmis, nefsini zelil etmis, acizligini anlamis, hiçligini görmüs, ihtiyacini bilmis ve ilacina kosmus olmaktadir.
Böyle bir tevbeyi hafife almak münafiklarin sifatidir ve o kimsenin su ayette anlatilan kimselerden olmasindan korkulur: "Onlara: 'Gelin, Allah'in Peygamberi sizin için magfiret dilesin.' denildigi zaman baslarini çevirip kaçarlar ve sen onlarin kibir içinde uzaklastiklarini görürsün." (Münafikun/5) Hz. Rasulullah'in vârisi kâmil bir mürsidin nezaretinde Allah'a yapilan tevbeyi hiristiyanlarin papaz önünde günah çikarma hezeyanina benzetenler, tevhid dinini, Kur'an'in hedefini, Sünnet'te uygulanan bey'atlarin hikmetini ve tasavvufun edebini bilmiyorlar demektir. Tasavvuf büyükleri, elinden tutan kimse ile su sekilde tevbe etmektedir: "Ya Rabbi! Bütün yapmis oldugum günahlardan ben pismanim. Keske yapmasaydim. Insaallah bir daha ben yapmayacagim." "Müminlerin günahlari için istigfar et!" Takvaya ulasmak ve marifetullahi tahsil etmek için kendisine bey'at ve intisab edenlere mürsid-i kâmilin istigfar etmesi, Kur'an-i Hakim'in emri ve edebi geregidir. Cenab-i Hak, Rasulullah (A.S.) Efendimize söyle emir vermistir: "Ey Peygamber! Inanmis kadinlar bey'at için sana geldiklerinde bey'atlarini kabul et ve onlar için Allah'tan magfiret dile. Süphesiz Allah, çok bagislayan, çok esirgeyendir." (Mümtehine/12) "Rasulüm! Hem kendi kusurun, hem de erkek ve kadin müminlerin günahlari için istigfar et!" (Muhammed/19) Hiç bir mümin, intisab ve tevbe için elini tuttugu bir kâmil mürside: 'Ben su su günahlari isledim; beni affet, günahlarimi temizle, beni cehennemden kurtar, cennete koy!' demez, diyemez. Ancak: 'Ben Rabbime dönmek, rizasina yönelmek istiyorum; seni bu yolda kendime delil ve imam seçiyorum. Sen de bu amelime Yüce Rabbim huzurunda sahit ol ve affim için O'na yalvar da kalbime nur, gönlüme sürur versin, günahimi affetsin.
Beni taatinda muvaffak etsin.' der. Baskasi için yanmak ve aglamak peygamber ahlâkidir. Allah dostlarinin en güzel ahlâki budur. Onlar kendileri için yasamazlar. Onlar yüce Allah'in yoluna canlarini kurban etmislerdir. O'nu tanimak, sevmek ve zikretmek isteyenlere her seylerini verirler. Bu, kalbi ihya olmus ariflerin meslegidir. Kendi perisan haline bir damla göz yasi dökemeyen günümüz insani, baskasi için nasil aglasin ve niçin aglanacagini ne bilsin? Bizim için aglayacak bir göz bulmaya mecbur degil miyiz? Dr. Dilaver Selvi
Mürsid Imana Nasıl Kefil Olur?
Bir mürsidin müridlerinin imanini kurtarma meselesi, çok tartisilan konulardan biridir. Gerçekten de bu konuyla ilgili cevaplanmasi gereken birçok soru var. Son nefesin nasil verilecegini Allah'tan baskasi bilebilir mi? O'ndan baska kim cennet garantisi verebilir? Bir mürsidin kendi imani garanti altinda mi ki, baskalarina kefil olsun? Insanoglunun böyle bir yetkisi var mi? Ölüm aninda yaninda olmadigi birine mürsid uzaklardan nasil yardimci olabilir? Mürsid eli tutan herkesin imani garanti altinda olabilir mi? Cevaplanmasi gereken sorulardan sadece birkaçi bunlar.
Hepimiz inaniyoruz ki, sonumuzun ne olacagini ancak Allahu Tealâ bilir. Hüküm O'nun elindedir. Cennet ve cehennem O'nun emrindedir. Cenab-i Hak, Kur'an-i Kerim'de cehennemi seytana uyanlarla dolduracagini, insan ve cinlerden pek çogunun da seytana uyup bu sonuca gidecegini bildirir (Araf/179; Sad/84-85). Bununla beraber, hiç bir ayette isim verilerek "falan kimse iman üzere ölüp cennete gidecektir" seklinde bir haber yoktur. Ancak basta peygamberler olmak üzere, Allah'a iman ve itaat eden bütün müminlerin ebedî saadete erecekleri, cennete girecekleri bildirilir (Bakara/25, 82; Nisa/57, 122, 124). <p>Kur'an kime cennet garantisi verir?
Demek ki Allahu Tealâ, salih amel isleyen erkek-kadin bütün müminlere cennet garantisi vermistir.
Hatta, Rasulullah A.S. Efendimiz'in müjdesine göre, Allahu Tealâ kalbinde zerre kadar iman tasiyarak huzuruna gelen herkesi, geçici bir süre affedilmeyen günahlari sebebiyle cehenneme atsa da sonuçta oradan çikarip cennete koyacaktir (Buharî, Müslim, Tirmizî). Allahu Tealâ, inananlari, kalplerine yerlesen kelime-i tevhid üzerinde dünya ve ahirette sabit tutacagini bildirmistir (Ibrahim/27). Ayrica, kendisine dost olan müttakilerin, dünyada, ölüm aninda ve ölüm ötesinde emniyette olduklarini, hiçbir korku ve hüzün yasamayacaklarini müjdelemistir (Yunus/62-64). Yine Kur'an'da, Allah yolunda sehit olanlarin Cennetteki güzel halleri anlatilmistir.
Bunlarin yani sira, Rasulullah A.S. Efendimiz de sahabeden bazilarinin ismini vererek, onlarin cennetlik olduklarini bildirmistir. Ayrica, kendisine tabi olup yolundan giden bütün ümmetinin Cennet'e girecegini de haber vermistir (Buharî, Ahmed). Dilini ve edep yerini haramdan koruyanlarin cennete girecegine kefil olmustur (Buharî) Buna benzer çok sayida hadis ve haberler bulunur. Bütün bunlardan sunu anliyoruz: Kur'an ve hadiste cennetliklerin isim listesi degil, sifatlari yani halleri zikredilmistir. Kimde o sifatlar bulunuyorsa, Allah ve Rasulü'nün müjdesine ulasir. Bütün peygamberler insanlari Allah'in rahmetiyle bulusturmak için çirpinmislardir. Kendilerinin Allah yolunda bir davetçi olduklarini söylemislerdir. Davetleri, vaadleri, müjdeleri, tehditleri kendilerine ait degildir. Hepsi Alemlerin Rabbi'ne aittir. Onlar, ilahî emaneti yerine getirmek, rahmet ve nurdan nasibi olanlari nasipleri ile bulusturmakla görevlidirler. Peygamber vârisi kâmil mürsidlerin, derecelerine göre yaptiklari da aynidir.
Mürsid cennetin yolunu tarif eder
Kâmil mürsid, kimseye cennet bileti dagitmaz. Sadece herkesi cennete giden yola davet eder. Elinden tutanin artik bütün tehlikelerden kurtuldugunu söylemez; "elimden siki tut!" der ve onu Allah rizasina giden yolda kosturur. Onlar, Allah'in hükmünü ve hukukunu, iyi bilir. Allah rasulü'nün yolunu basina taç, gönlüne ilaç yapar. Allah ve Rasulü'nün hükümlerine teslim olur. Vaatlerine hiç süphesiz inanir ve güvenir. Kendisine tabi olanlari da bu müjde ve rahmetle bulusturmak için gayret eder. Talebelerini edeple terbiye edip Allah'a teslim etmek ister. Onlara iman dersi verir. Salih ameli ögretir. Ihlasa yapistirir. Bu yolda sadik ve sabirli olmalarini tavsiye eder.
Ölene kadar baslarini bekler, önlerinde örnek olur, yolu gösterir, engelleri geçirir. Seytana karsi uyarir, nefsin hileleri karsisinda uyandirir. Devamli zikir ve fikir ile mesgul eder, Allah sevgisini kalplere iyice yerlestirir. Bunu kalbi bos kuruntu ve korkulardan kurtarmak için yapar. Ölürken ve ölümden sonra kula fayda verecek ve ondan istenecek tek seyin kalb-i selim oldugunu bilir. Kalb-i selim, Allah ile huzur bulan kalp demektir. Mürsidin bütün hedefi kalbi bu hale getirmektir. Bu sekilde Allah'a baglanan kalbin sahibine Yüce Mevlâmiz'in hediyesi iman selameti, cennet ve Cemalullah nimetidir (Ibrahim/27; Kaf/31-33; Yunus/26). Kâmil mürsidin kendi elinde bir fayda ve zarar verme yetkisi yoktur. Fayda ve zarar Yüce Allah'in takdiri ve yaratmasiyla olur. Mürsid, ilâhi nimetlerin kula ulasmasinda bir vasitadir.
Velileri sevmenin asıl meyvesi ahirettedir
Hemen sunu belirtelim ki, bir velinin Allah için sevilmesi büyük bir saadettir. Onun terbiyesine girilmesi ayri bir nimettir. Bu nimetin ahirette de fayda vermesi için ilk sart samimiyettir. Ikinci sart, ölene kadar bu yolda sabir göstermektir. Ihlassiz ve sabirsiz olanlar hayirli sonuçtan mahrum olurlar. Allah yolunda kurulan bir dostlugun fayda vermesi için, onun ölene kadar muhafazasi sarttir. Bir önemli sart da, güç yetebildigi nisbette amel etmek ve sevginin hakkini vermektir. Allah yolunda rehber olan kâmil mürside ve hak yola muhabbetini koruyan, bunda samimi olan, münkirlik yapmayan herkes, bu sevgisinin faydasini mutlaka görür. Su hadiseden payimiza düseni alalim: Hz. Enes R.A. anlatiyor: Bir adam Hz. Rasulullah A.S.'a yedi sene hizmet eder. Efendimiz A.S. bir gün: "Onun bizim üzerimizde hakki vardir; çagirin da bir ihtiyaci varsa bize bildirsin, yerine getirelim." buyurur. Adami çagirirlar. Efendimiz A.S.: "Ihtiyacini bize söyle yerine getirelim." buyurur. Adam: "Ya Rasulallah! Bana sabaha kadar müsaade buyurun; benim için hayirli olani nasip etmesi için Allahu Tealâ'ya yalvarayim." der. Sabah olunca, Efendimiz'in yanina gelir ve: "Ya Rasulallah! Sizden kiyamet günü bana sefaat etmenizi ve sizinle cennette beraber olmayi istiyorum." der. Rasulallah A.S., 'Allah müminleri dünya ve ahirette saglam ve sabit söz (kelime-i tevhid) üzere sabit tutar.' ayetini okur ve pesinden: "O halde bu isteginin gerçeklesmesi için çokca secde ederek, kendi adina bana yardimci ol!" buyurur. (Müslim, Ebu Davud, Nesaî)
Imana kefil olmanin gerçek anlami
Iste bir mürsidin müridine diyecegi de aynen budur. Önce iman, itaat, hizmet. Sonra istigfar, pesinden dua ve ümit. Bundan sonrasi Alemlerin Rabbi'nin hüküm ve rahmetine kalmistir. O dilerse kulunu rahmetiyle kusatir, ölüm halinde onu melekleriyle destekler, güzel ruhlarla senlendirir; seytanin hilelerinden kurtarir, hesabini kolaylastirir. Bir mürid, mürsidine: "Benim imanima kefil olur musunuz?" diye sorunca, mürsid su cevabi vermistir: "Eger sen ölene kadar Allah ve Rasulü'nün yolunda gidersen ve bizim tavsiyelerimize uyarsan, senin imanla ölecegine kefil olurum!" Iste herkese vaad edilen iman emniyeti budur. Mürsidin kefil olmasi da böyledir. Mürsid-i kâmilin elinden tutup hak yolunda yürüyen insan, aslinda bir cemaat desteginde imanini ve edebini korumaya çalisiyor. Çünkü, kendisiyle ayni hedefi paylasan müminlerin en mühim isi, iyilik ve takva yoluyla birbirlerine yardimci olmaktir. Ölüm anina kadar bu niyetini koruyan, Allah için sevdigi mürsidinden ve kardeslerinden ayrilmayan, bu sevk ve sevgi destegi ile ibadete devam eden, hizmeti terketmeyen, zikir, sükür, sabir ve ilâhi takdire riza içinde ömrünü tamamlayan bir insan, insaallah iman selametiyle ahirete göçecektir. Bu bizim tahminimiz degil, Yüce Rabbimiz'in vaadi ve müjdesidir.
Temiz ruhlara verilen yetkiler
Ruhlar, Allahu Tealâ'nin emrinde ve hükmündedirler. Ruhlar, melekler aleminin özelliklerine sahiptirler. Allah'in nuru ile nurlanmis, boyasi ile süslenmis ruhlar, özel yetkilerle donatilmislardir. Allah onlari sevmis, meleklerine sevdirmis, kendilerine bizim bilemedigimiz nice kerametler vermistir. Allahu Tealâ bir kudsi hadiste, sevdigi salih kullarinin özel bir nur ve destekle gören gözü, isiten kulagi, konusan dili, tutan eli, yürüyen ayagi olacagini; onlarin gözüne, kulagina, diline, eline, ayagina baskalarina vermedigi özellikler ve tasarruf gücü verecegini müjdelemistir (Buharî, Ibnu Mace, Begavî). Iste Allah dostlarinin, Allah'in izniyle insanlar ve esya üzerindeki tasarrufu, uzaktaki insanlara yardim etmesi, bu hadiste belirtilen yetkiye girmektedir. Bu bir keramettir; Allahu Tealâ'nin kuluna verdigi özel bir nimettir.
Büyük veli Mevlâna Halid Bagdadî K.S., velilerin, ölüm halindeki müridlerine yardimlarinin ruh vasitasi ile oldugunu belirtmistir. Ruhlar nurla hareket ettiklerinden, Allah'in izniyle bir anda gökleri ve yerleri dolasma ve görme imkanlari vardir. Ikinci bin yilin müceddidi Imam-i Rabbanî K.S. Mektubat isimle eserinde, Allahu Tealâ'nin, bu üstün kabiliyetli ruha sahip irsad kutbu dostu vasitasiyla, diledigi kullarina pek çok yardimlarda bulunacagini, bazen bu yardimdan o ruhun sahibi velinin haberinin olmadigini, olmasinin da gerekmedigini bildirir.
Ölene kadar delil olan, ölürken kefil olur
Kâmil mürsid, yeryüzünde Allah'in sahididir; insanlarin haline sahitlik yapar. Hidayet yolunun rehberidir, kendisine tabi olanlari hak üzere terbiye eder, kalpleri dünyadan çözüp Allah'a baglar. Onlarin iyiligine sevinir, kusurlarina üzülür. Sevgisi ve kizmasi Allah içindir. Gülmesi ve aglamasi Allah içindir. Kâmil veli, iman, ihlas, takva ve edeb yolunun imamidir. Kim onlari ölene kadar bu yolda kilavuz yaparsa, onlar da o kisinin imanina sahitlik yaparlar. Allahu Tealâ bu sahitligi kabul eder. Bir ömür süren bu dostluk ölümle bitmez, ölümden sonra daha tatli, daha menfaatli olur. Allah için yapilan dostlugun asil faydasi ölümden sonra ortaya çikar. Mümin vefat ederken, ölüm melegi canini almaya geldignde yalniz gelmez. Yaninda yardimcilari vardir.
Ayrica vefat eden müminin ruhunu karsilamak, onu sevindirmek, yeni yurdunda rahat ettirmek, endise ve korkusunu gidermek için Allahu Tealâ bir çok melegini gönderir. Melekler vefat eden salih mümine: "Korkma, sana vaad edilen cennetle sevin. Biz senin dünyada dostun idik, ahirette de dostunuz. Sana Allah'in vaadi ve hediyesi olan cenneti müjdelemeye geldik, gözün aydin olsun!" derler. (Fussilet/30-32) Melekler Allah'in ordusudur. Veliler de Allah'in dostu ve ordusudur. Onlarla diledigi kimselere yardim eder, zayif aninda destekler. Bir mümine yardim edilecek en nazik an ise ölüm anidir.
Ölümden sonra devam eden vefa
Allah dostlari merttir, vefalidir. Sevdiklerini dünya ve ahirette unutup ihmal etmezler. Onlar, ölene kadar terbiyesi ile mesgul olduklari bir talebesinin ölümden sonra da haklarini en güzel sekilde korurlar. Onu kabirde yalniz, duasiz ve hediyesiz birakmazlar. Sadik dostlarini dua, istigfar ve gözyasi ile desteklerler. Bu, Yüce Peygamberimiz A.S.'in ahlâki ve emridir. Kabirdeki kimseye, kabrin disindakilerin yardimi ve faydasi olur. Kabrin disinda yapilan dua ve istigfar, Allah için dökülen gözyaslari, müminin hesabinin kolay olmasina, hatta kabir azabinin kalkmasina vesile olur.
Allah Rasulü A.S. Efendimiz bir mümini kabre koyduktan sonra, oradakileri onun yardimina davet ederek söyle buyurmustur: "Kardesinizin affi için yakarin. Allahu Tealâ'dan onu imaninda sabit kilmasini isteyin. Çünkü su anda ona sual sorulmaktadir." (Ebu Davud, Hakim) Bir mürsid, her gün yapmakta oldugu zikirlerin, hayirlarin sevabini vefat eden mürid ve sevenlerinin ruhlarina hediye eder.
Vefat eden bir mümini anne-babasi, çocuklari ve esi unutabilir. Ona dua etmekten, onun için gözyasi dökmekten usanabilir. Onu desteksiz ve hediyesiz birakabilir. Ancak, bu mümini peygamberi unutmaz. Bulundugu makamda devamli dua, istigfar ve sefaatiyla onu destekler. Hepsi cennete girene kadar, kendisini seven ümmetinin derdine düser. Iste peygamber vârisi kâmil mürsidler de bu ahlâk üzeredirler. Onlari Allah için sevenlerin gözü aydin olsun.
Dilaver Selvi
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil



Saat: 07:50


Telif Hakları vBulletin® v3.8.9 Copyright ©2000 - 2019, ve
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Tipobet forum Kameralı Sohbet Sevgi forumu Kadınca Forum Mutlu Forum forumcu forum kadinca forum dernek forum forum ankara forum aktuel webmaster forum istanbul escort istanbul escort Betvole tipobet365 best10

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2