Forum27 - Türkiye'nin En Büyük Forumu
 

Go Back   Forum27 - Türkiye'nin En Büyük Forumu > Genel Kültür > Mitolojiler

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 20 November 2008, 18:25
salagın teki :)
 
Kayıt Tarihi: 29 September 2008
Mesajlar: 0
Konular:
Aldığı Beğeni: 0 xx
Beğendiği Mesajlar: 0 xx
Standart DÜnyanin Ilk GÜzellik Yarismasi

Günümüzden dört bin yil önceye gidelim. Dünyanin ilk güzellik yarismasinin ve Troya savasinin arifesindeyiz. Ve en büyük siirine "Ilyada" ya sahne olacak o günün Anadolusu'na hayal gözüyle söyle bir bakalim. Yumusak çimenlere uzanarak yaz gününü kavalinin sesiyle geçirmis olan çoban yorulup susunca, kendi acemi sanatinin çikarabildigi seslerden kat kat tatli bir müzigin taa ücralardan geldigini duyar ve gönül gözüyle günes arabasi üstünde Apollon'un bir altin liri çalarak günesle parlayan yeryüzünü büyüledigini görürdü. Gece avcisi yeni dogan hilalin isigini sükran dolu yürekle karsilar; ay isigi gövdeli tanriça Artemis'i ay ve yildizlar gibi kendi perileriyle avinin pesinde hizla kosmakta oldugunu sanirdi. Rüzgar sicak esince kaynagindan serin ve berrak fiskiran sularindan susuzlugunu giderirken gurbet yolcusu su perileri naiad'lara dualar ederdi. Uzak dag yamaçlarindan günes isinlarinin ve gölgelerin kogalastigini gören ova orakçilari, dag perileri oread'larin kosusmakta ve birbirine ünlemekte oldugunu sanirlardi. Sik ormanlarda, sessizlik içinde, yapraklarin derin derin iç çekisinde Zephyros'un sevgilisini, arayip fisildadigi isitilirdi. Çalilar arasinda yaban keçisinin boynuzunu görünce yolcular tanri Pan'i görmekte olduklarini sanirlardi. Dünyanin o dönemi masumluk, çocukluk ve düs dönemiydi. O dönem Homerik Çag'di. Iste o çagda dünyanin ilk güzellik yarismasi, Artemis'ler, naiad'lar ve oread'lar Anadolu'sunda yapildi. Argo gemisi, dümenin yaninda duran ozan Orpheus'un musiki uyumlu dizemine(temposuna) göre kürek çalarak Çanakkale'den geçti. Marmara Denizi'ndeki yesil diplerde, bu sanli tekneye hayran kalan deniz kizlari hep yüze geldiler. Iste o gün Okyanus perileri, bellerine kadar denizlerin köpüklerinden çikarak sütbeyaz gerdanlarini siftah olarak insanlara gösterdiler ve yine o gün Peleus, deniz tanriçasi Thetis' i gördü ve ona gönlü sevgiyle akti. Thetis de hemen orada onun bu arzusunu gülümsemeyle karsilayarak onu çildirasiya mutlu etti. Peleus'un deniz perisi Thetis ile evlenecegi gün dügüne bütün tanrilar çagrildi. Yalniz fesat çikarmamasi ve oyunbozanlik etmemesi için kiskançlik ve nifak tanriçasi Eris dügüne çagrilmadi. Iste buna kizan Eris, coskulu sölenin en askin aninda masanin üzerine bir altin elma( Hespereid, Balear adalarinda hasil olan altin elmalardan, yani portakallardan) atmisti. Elmanin üzerinde "En güzele!" yaziliydi. Her kadin gibi her tanriça da kendini, "en güzel" sanarak elmaya sahip çikti. Elemeler yapildi ve sonunda güzeller üçe indi. Bunlar, Aphrodite(*), Hera, Pallas Athena idi. Bu üç güzel, Tanrilar Tanrisi Zeus' a gidip, aralarinda, en güzeli seçmesini rica ederler. Zeus, bu isin sonunda bir çapanoglu çikacagini tahmin ederek, onlara Troya'nin yaninda Ida dagina gitmelerini, orada hem Paris, hem de Aleksandros diye anilan bir prens oldugunu, babasinin koyun sürüsüne çobanlik etmekte olan bu gencin, mükemmel bir güzellik bilgini oldugunu, Paris'in bir sehzade olmasina ragmen, babasi Troya hükümdari Priamos' a bu oglunun bir gün ülkesinin mahvina sebep olacagi için uzaklara gönderdigini söyler. Paris o anda Kocakatran daglarinda Oinone adli güzel bir peri kiziyla yasamaktaydi. Ayin onbesi Kocakatran daglarinin Ida dorugunu tepeden tirnaga kadar gelin tellerine benzeyen nurla örtmektedir. Küçük Menderes nehri de kendi bölgesi boyunca ay isigindan hilalimsi gümüs kavisler çizerek Bogaz' a akmaktadir.. Tam o sirada üç tanriça, güzelliklerinin bütün gururuyla Paris'in karsisina çikagelirler. Üç büyük tanriçanin olaganüstü güzelliklerini görünce delikanli sasirir. Tanriçalarin herbiri delikanliya bir sey adar. Hera, Paris' e Asya ve Avrupa'nin sahipkiranligini; Athena, Troya'lilari Akha'lar üzerine muzaffer etmeyi; Aphrodite ise zevce olarak dünyanin en güzel kadinini vaad eder. Esmer Hera bir eliyle sert, kabarik ve sivri memesini, öteki eliyle de mükellef örtüyü kalçalarinin hizasinda tutmaktadir. Pallas Athena, güzellik yarismasina katildigi halde, kendisinin utangaç yaradilisina ihanet etmeden giyinik olarak gelmistir. Aphrodite, altin saçlarinin agirligi altinda yine de basini dik tutmaktadir. Gövdesi beyaz bir irmak gibi akarak genislemekte ve göbeginde bir tek çiçekle süslenmis bir süt gölüne dönmektedir. Paris, elmayi kime verecektir? Yoksa üç parçaya mi bölecektir? Ya da hiç bölmeden ve kimseye vermeden elmayi oturup kendi mi yiyecektir? Aphrodite, zon veya sestus denilen kisa bir kusak takiyordu. O kusagi takan kadin, erkeklerin gözlerinde güzeller güzeli olurmus. Hatta Hera, kocasi Zeus'tan iltifat görmedigi zamanlar Aphrodite den bir gece için kusagini ödünç vermesini yalvarirmis. Bu kusakta bütün zerafetler, cazibeler, tatli gülümsemeler, süzgün gözlü veya atesli bakisli davetler, kandirici iç çekisleri, anlamli sususlar ve bakislar gizli bulunuyormus. Elmayi elinde tutan Paris'in gözlerini Aphrodite'den ayirmadigini gören Hera, güzellik tanriçasina kizarak ona, "Sen haksizlik ediyorsun. O kusak senin belini sardikça bütün gözler sana dönüyor." diye çikismis.. Bunun üzerine Aphrodite, sinirli bir davranisla kusagini koparircasina çikararak Hera'ya uzatmis. Hera kusagi takinmis. Artik Aphrodite yalinkiliç gibi boyunca çiplak kalmis. Paris, altin elmayi yavas yavas ona uzatmis. O devirde yasayan kadinlarin en güzeli Helene oldugu için, onun elini isteyen isteyeneydi. Bunlarin arasinda kurnazligiyla ün salmis Ilias da vardi. Ilias, Helene kime varirsa varsin bir haksizliga ugrarsa, kendisiyle evlenmeye aday olan herkesin kiza yardima kosacaklarina yemin etmelerini istedi. Onlar yemin ettiler. Helene adaylar arasinda Sparta krali Menelaos ile evlendi. Paris, güzel kadini Sparta'dan kaçirip Troya kentine getirdi. Iste o zaman bütün adaylar, yani Akha'lar, Agamemnon'un emrinde Troya'ya saldirdilar. Bu savasta altin elmayi alamayan Hera ile Athena, Akha'lara; Aphrodite ve savas tanrisi Ares ile Apollon Troya'ya yardim ettiler. (*) Aphrodite'nin, Zeus ve karisi ya da Deus ile onun disisi olan Dione'den dogmus olduklarini söylerler. Ama Yunanca "aphro", köpük; "aphrodite" de köpük yavrusu demektir. Aphrodite, Bati Anadolu'nun güneyindeki ufuktan sabah yildizinin dogdugu gibi bembeyaz ve yumusak köpükten çirilçiplak dogmustur. Aslinda Aphrodite, bir bereket, ay, sevgi ve güzellik tanriçasiydi. Doguda onun adi yildiz anlamina gelen Astoreth ve Astarte idi. Güzellik örtü kabul etmedigi için, Olympos tanrilari arasinda giyinmemis olan biricik tanri Aphrodite'dir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil



Saat: 16:40


Telif Hakları vBulletin® v3.8.9 Copyright ©2000 - 2019, ve
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Tipobet forum Kameralı Sohbet Sevgi forumu Kadınca Forum Mutlu Forum forumcu forum kadinca forum dernek forum forum ankara forum aktuel webmaster forum istanbul escort istanbul escort Betvole tipobet365 best10

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2